Ana sayfa Yaşam Koronavirüs pandemi mi yoksa sindemi mi?

Koronavirüs pandemi mi yoksa sindemi mi?

Merrill Singer, "Eğer insanları, sağlık sistemlerini, ekonomiyi mahveden bu salgına dur demek istiyorsak sindemiyi mümkün kılan sağlık sorunları ve mevcut

24
0

Birçok Avrupa ülkesi vaka sayılarının yeniden artmaya başlamasıyla birlikte sosyal mesafe önlemlerini yeniden sıkılaştırırken, Yeni Zelanda gibi vaka sayısının çok azaldığı ülkelerde tedbir seviyesi düşürüldü.

Ne var ki çok sayıda bilim insanı ve sağlık uzmanı koronavirüsle mücadelede bu stratejinin etkisinin çok sınırlı kaldığını düşünüyor.

Tıp dergisi Lancet’in genel yayın yönetmeni Richard Horton, yakınlarda dergide yer alan yorum yazısında “Müdahalelerimizin tümü hastalığın yayılmasını kontrol edebilmek için viral bulaşma yollarını kesmeye odaklandı” diye yazdı.

Horton, yazısında Covid-19’u pandemi değil sindemi olarak görmek gerektiğini savundu.

Kavram öncelikle sinerji ve pandemi kavramlarının bir araya gelmesinden oluşuyor.

Covid-19 gibi salgınların içinde yayıldıkları toplumsal koşullardan bağımsız anlaşılamayacağını ifade ediyor.

Sonuçta bu salgının öyküsü o kadar basit değil.

Bir yanda Covid-19’a yol açan SARS-CoV-2 adı verilen yeni koronavirüs var. Diğer yanda ise bunun daha çok daha önceden diyabet, kalp, kanser gibi hastalıkları olan insanlarda daha ölümcül etki yarattığı gerçeği var.

Salgının bu iki ayağı, eşitsizliklerin ve uçurumların çok derin olduğu bir toplumsal ortamda karşı karşıya geliyor.

Bu yılın başlarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Covid-19 salgınının, “en korumasız insanları, yoksulluk içinde yaşayanları, dar gelirli çalışanları, kadınları ve çocukları, engellileri ve marjinalleştirilmiş grupları orantısız etkilediğini” söylemişti.

“Sindemi” yeni bir kavram değil.

Kavram ilk kez 1990’larda Amerikalı bilim insanı Merrill Singer tarafından, iki hastalığın birbiriyle etkileşmesinin insana ikisinin toplamından çok daha büyük zarar verdiğini ifade etmek amacıyla kullanıldı.

Singer’e bunu düşündüren, 1990’larda ABD’deki en yoksul kesimler içerisinde uyuşturucu kullanımı üzerinde yaptığı araştırmaydı.

Singer ve arkadaşları, ağır madde bağımlıları arasında tüberküloz, cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar gibi birçok hastalığın çok yaygın olduğunu ve bazı durumlarda bu kişilerde iki ya da daha fazla hastalığın birbiriyle etkileşmesinin, verdikleri zararı ayrı ayrı verebileceklerinden çok daha artırdığını gördüler.

Tıpkı Covid-19’un hastalarda önceden var olan diyabet, kanser ve kalp hastalıkları gibi sorunlarla etkileşerek çok ağır etki yaratabilmesi gibi.

Fakat Singer ve bir grup meslektaşı, bu hastalıkları ve dolayısıyla yol açtıkları ağır etkinin, aynı zamanda dünya çapında orantısız ölçüde, düşük gelirliler ve etnik azınlıklar arasında görüldüğünü de kayda geçirdiler.

Merrill Singer BBC’ye bunu “Bu etkileşim, aynı zamanda bu hastalıkları bir araya getiren ya da belli bir kesimi bunların etkisine karşı daha korumasız bırakan toplum ve çevre koşulları tarafından mümkün kılınıyor” diye ifade etti.

Kanada’daki Laval Üniversitesi’nden Tiff-Annie Kenny, diyabet ya da obezite gibi Covid-19 bakımından riski artıran hastalıkların düşük gelir gruplarındaki insanlarda çok daha yaygın olduğuna dikkat çekiyor.

Kenny, Kuzey Kutbu bölgesinde gıda kıtlığı, iklim değişikliği ve konut sıkıntısı çeken kesimler arasında araştırma yapıyor.

Bu koşulların, sosyal mesafe ya da el yıkama gibi temel önlemleri uygulamayı güçleştirdiğini anlatıyor.

Fakat bu zaten bütün hastalıklar için geçerli bir durum değil mi? Zaten bütün hastalıklar sağlık hizmetleri, iyi gıda ve temizlik koşullarına erişimi daha sınırlı olan kesimleri daha çok etkilemiyor mu?

Aynı şekilde bu hastalıklar da her zaman başka hastalıklar ya da sağlık sorunlarıyla etkileşmiyor mu?

Kenny, “Grip ve soğuk algınlığının sindemik olmadığı konusunda kanıtlar giderek artıyor. Yani bir kişi her ikisine de maruz kaldığında durum kötüleşmiyor, iki hastalıktan sadece biri ilerliyor, diğeri gelişmiyor” diyor.

Duruma sindemi penceresinden bakarak yorumlayan Tiff-Annie Kenny, Covid-19 karşısında klasik salgın hastalıklara karşı geliştirilen klasik bulaşı riskini azaltma yaklaşımının ötesine geçerek, insanların toplumsal bağlam içinde görülmesi gerektiğini söylüyor.

Birçok uzman yeni koronavirüsün yayılmasını yavaşlatmak ve etkisini azaltmak için belli grupları hastalık karşısında daha zayıf kılan sosyal koşulları göz önüne almanın hayati önem taşıdığı görüşüne katılıyor.

Merrill Singer, “Eğer insanları, sağlık sistemlerini, ekonomiyi mahveden bu salgına dur demek istiyorsak sindemiyi mümkün kılan sağlık sorunları ve mevcut hastalıklara ilişkin de bir şeyler yapmamız gerektiğini görüyoruz” diyor.

“Yoksulların sağlık hizmetlerine erişimini ya da yeterli besine ulaşmasını zorlaştıran yapısal faktörlere de çözüm sunmamız lazım” diye sürdürüyor.

Singer, insanlığın bundan sonra karşı karşıya geleceği salgınlar açısından da stratejinin değiştirilmesi büyük önem taşıyor.

“İnsanlık doğal yaşam ortamlarını işgal etmeyi sürdürdükçe ya da iklim değişikliği ve ormansızlaşmanın sonucu olarak bu tür salgınlar sürekli karşımıza çıkacak” diyor.

Tıp dergisi Lancet’in genel yayın yönetmeni Richard Horton da bu görüşü paylaşıyor.

Horton, “Bir tedavi ne kadar etkili, bir aşı ne kadar koruyucu olursa olsun, Covid-19’a saf bir biyo-medikal çözüm arama çabası başarılı olmayacaktır. Hükümetler toplumlarımızdaki derin eşitsizlikleri düzeltecek politikalar geliştirmedikçe hiçbir zaman salgınlara karşı güvende olmayacağız” diyor.