Ana sayfa İnternet Google’a açılan tarihi dava teknoloji devlerini kara kara düşündürüyor

Google’a açılan tarihi dava teknoloji devlerini kara kara düşündürüyor

2018 yılı içerisinde Trump, Google’ın arama motorundaki sonuçlarda kendinin ve Cumhuriyetçi temsilcilerin aleyhine olan haberlerin ilk planda olduğu ve Google arama sonuçlarındaki bilgilerin hileli bir yöntemle elde edildiği iddialarını gündeme getirmişti.

11
0

2015 senesinde “konglomerat” (değişik alanlarda çalışan pek çok şirketin tek şirket altında bir araya gelmesi ile oluşan yapı) olarak kurulmuş olan Alphabet Inc.’in çatısı altında faaliyet uürüten ve 1 trilyon dolarlık piyasa değeriyle dünya devleri arasında olan Google, yaklaşan Amerika seçimlerinde kullanıcı verilerini manipüle etme ve ticari anlamda da haksız rekabetlere yol açma suçlamasından dolayı Donald Trump yönetimiyle zor günler geçiriyor. 2018 senesinden bu yana Trump, Google’ın arama motoru hizmetlerinin hileli ve yasadışı şekilde işletildiğini iddia ediyor ve şirkete yönelik hukuki yaptırımlara başvurulması gerekli olduğuni söylüyor.

2018 yılı içerisinde Trump, Google’ın arama motorundaki sonuçlarda kendinin ve Cumhuriyetçi temsilcilerin aleyhine olan haberlerin ilk planda olduğu ve Google arama sonuçlarındaki bilgilerin hileli bir yöntemle elde edildiği iddialarını gündeme getirmişti. Bugünlerdeyse Trump yönetimi hukuki anlamda somut bir adım atarak, Amerika Adalet Bakanlığı Google’a büyük ölçekli bir dava açtı. Trump yönetiminin bu girişimi, zamanlama açısından manidar olarak karşılansa da davanın içeriğine bakıldığında esasında konunun seçim gündeminden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekli olduğu düşünülüyor.

Google’a açılan davanın içeriğinde neler var?

Trump yönetimi 20 Ekim’de, Florida, Georgia, Mississipi, Teksas gibi 11 farklı eyalet mahkemesinin de katılımı ile, haksız rekabete neden olup yasadışı tekel oluşturmak ve tüketicilere zarar vermek suçlamasıyla Google’a dava açtı. Amerika tarihinin en önemli davalarından birisi olarak nitelendirilen davanın içeriğine göre Google, global alanda rekabet ortamını yok edecek yasadışı taktikler uygulayarak, arama motoru hizmetleri ve dijital/çevrimiçi reklam tanıtımcılık alanlarında “imparatorluğunu” güçlendiriyor.

Rekabete aykırı davranışının bir neticesi olarak Google’ın, Amerika içindeki tüm genel arama motoru sorgularının yaklaşık % 90’ını ve mobil cihazlardaki sorguların yaklaşık % 95’ini oluşturmuş olduğu ifade ediliyor. Dava metninde değinilmeyen fakat siyasi temsilciler arasında tartışılan bir başka ciddi konu ise, Google’ın Amerika seçimlerine müdahale amaçlı bazı girişimlerde bulunduğu ve bu istikamette kullanıcıları manipüle ettiği iddiası. Google’ın kullanıcı verilerini hukuka aykırı şekilde elde edip bunları kullandığını iddia eden Trump yönetimi, Google aramalarında Cumhuriyetçiler ve özel olarak Trump hakkında olumsuz haberlerin öne çıkarıldığını da belirtiyor.

Dava metninde Google’a tepki yaratmak için tüm internet kullanıcılarına bir çağrı yapılması da dikkat çekiyor. Metinde, Google’ın milyarlarca kullanıcı için internete açılan rakipsiz bir ağ geçidi olduğu; reklam tanıtım verenlerin çok yüksek meblağlar ödemek mecburiyetinde kaldığı (arama motorlarındaki reklam tanıtım tutarlarının senelik 50 milyar doları aştığı ve Google’ın burda başat aktör olduğu belirtiliyor); Amerika’li tüketicilerin, Google’ın gizlilik politikalarını ve kişisel verileri kullanmasını kabul etmek mecburiyetinde kaldığı; dolayısı ile Amerika’lilerin bu hukuk dışı gidişata dur demeleri gerekli olduğu belirtiliyor.

İlgili dava metni incelendiğinde, Google hakkındaki suçlamaların nerdeyse tamamının ülke ekonomisine dair olduğu görülse de bazı bölümlerde Google’ın siyasi boyutuyla da bir “tehlike” arz ettiğinin düşünüldüğü çıkarımı yapılabilir. Örneğin, dava metninde genel manada Google ile Apple arasında bir kıyaslama yapıldığı ve Apple’ın tam tersine Google’ın üçüncü taraflarla işbirliği yaptığına (söz gelimi Çinli Huawei, ZTE gibi markalarda Android’in kullanımı) işaret edildiği görülüyor. Trump yönetiminin ulusal güvenlik açısından Çinli şirketleri tehdit olarak algıladığı göz önünde bulundurulursa, bu dava metninde de böyle bir algının yer aldığı söylenebilir.

Google Amerika seçimlerine müdahale edebilir mi?

Dünyanın en büyük arama motoru olarak bilinen Google, sahibi olduğu milyarlarca kullanıcısıyla dijital ortamda devasa bir veriye sahip. Kullanıcılarının kişisel bilgilerini elde etmekten ziyade yapay zekâ algoritmalarıyla oluşturulan kullanıcıya özel veriler, Google açısından paha biçilemez bir nitelikte.

Kullanıcılarının verilerini daimi olarak işleyen Google, arama motorunda nelerin arandığı; alışveriş sitelerinde ne gibi ürünler satın alındığı; YouTube’dan ne tür videoların izlendiği; Haritalar uygulaması üzerinden nerelere, hangi vasıtayla gidildiği gibi bilgilerden oluşan devasa boyutlarda bir dataya erişip tüm bunları saklayabiliyor. Bunların ötesinde Android işletim sistemli cihazlardan her çeşit kişisel verilerin elde edilmesi ve saklanabilmesi sonucu elde edilen “big data”nın Google’a kattığı değer dikkat çekici.

Bütün bu büyük verinin saklanması ve işlenmesi yolu ile da Google, kullanıcılarına özel hizmetler sunarak “kişiselleştirme” konseptiyle özgün çözümler geliştiriyor. Buna göre Google algoritmaları, kullanıcının geçmiş aramalarından ve verilerinden hareketle hangi sonuçların/ hizmetlerin ön plana çıkarılacağını belirliyor. Bu bilgiler ışığında Google, kullanıcılara yönelik her çeşit bilgiyi özel olarak seçebilmekte ve kullanıcısına sunabilmekte.

Bu tarz kişiselleştirilmiş arama sonuçlarına ilaveten Google’ın genel itibari ile Trump veya Biden aleyhine olan sonuçları arama motoru sorgularında ilk sıralarda göstermesinin mümkün olduğu da iddia ediliyor. Buna göre Google, kullanıcıların Amerika seçimlerindeki tercihlerine yönelik kararlarını etkilemek amacı ile Trump’a yakın üst düzey isimlerin aleyhinde olan haberleri ön plana çıkarıyor. Burada sahte haber içeriklerinden görsellere ve hatta videolara kadar geniş bir bilgi havuzu söz konusu.

Google hakkında bugünlerde ortaya çıkan en dikkat çekici haber ise, eski bir Google yöneticisinin itiraf niteliğindeki açıklamaları oldu. Google’ın eski reklam tanıtım yöneticilerinden biri olduğu iddia edilen Adriano Amaduzzi, yayımlanan bir video kaydında, istedikleri içerikleri sansürleme ve manipüle etme yeteneklerine sahip olduklarını, Cumhuriyetçilerin reklam tanıtımlarına ve kampanyalarına erişimleri engelleyebileceklerini söyledi. Amaduzzi ayrıca Demokrat partililere bedava dağıttığı reklam tanıtım kredileri açılabileceğini, kampanyalarına destek sağlanabileceğini ve Cumhuriyetçilere ait içeriklerin de arama motorunda sansürlenebileceğini ifade etti.

Google hakkında bir başka dikkati çeken iddia, çeviri hizmetinde yapılan bir manipülasyonun tespit edilmesi işlemidir. Bazı Twitter kullanıcıları, Google çeviri sayfasının İngilizce kısmında “Joe Biden seçimi kaybetti” ifadesinin Çince karşılığı “Joe Biden seçimi kazandı” biçiminde olduğunu fakat Biden yerine Trump yazıldığında sonucun her şekilde “Trump seçimi kaybetti” biçiminde yazıldığını iddia etti. Bu iddialar başka kaynaklarca ayrıntılı olarak incelenmediği için doğruluk payı şüpheli olmakla beraber böyle bir uygulamanın teknik olarak mümkün olabileceği değerlendiriliyor.

Google’ın Amerika seçimlerine müdahalesine yönelik tartışmalar, yukarda da bahsedildiği üzere genel itibari ile seçmen davranışlarını etkilediği iddiası üzerinden sürüyor. Zaten siber dünyada, eğer bir sistemi bozmaya/engellemeye yönelik siber saldırı tekniklerinden birine başvurulmuyorsa, yalnızca “bilgi operasyonları” bağlamında bir siber operasyondan söz edilebilir. Burada da Google üzerinden seçmen davranışlarını etkileyebilecek veya hatalı/yanlış bilgiyle kamuoyunu yönlendirebilecek içerikler öne çıkıyor. Google arama sonuçları üzerinden, Trump aleyhine olan haberler, sahte veya yalan bilgilerle hazırlanmış görseller ve içerikler, sahte anketler, manipüle edilmiş seçim sonuçları gibi unsurlar genel itibari ile seçimlere müdahale biçiminde algılanıyor. Amerika seçimleri özelinde de Trump yönetimi bu tarz müdahalelerden endişe ediyor. Dolayısıyla Trump’ın Google’a adeta savaş açmasının nedenlerini değerlendirirken bu durumu da göz önünde tutmak gerekir.

Amerika kamuoyu, Google gibi “baronlara” nasıl bakıyor?

Uzun bir süredir Türkiye’de ve dünyada, Google’ın Amerika yönetimi ve istihbarat servisleriyle işbirliği içerisinde olduğu ve hatta NSA, CIA gibi teşkilatların teknik anlamdaki istihbarat faaliyetlerini büyük ölçüde Google’ın yürütmüş olduğu söyleniyor. Sahip olduğu milyarlarca kullanıcının kişisel verileriyle adeta “big data baronu” olarak da nitelendirilen Google hakkında “dünyadaki en kıymetli verilere sahip istihbarat şirketi” tanımlaması da yapılıyor. Amerika içerisinde, Google, Microsoft, Facebook gibi dünya devi şirketleri çoğu zaman globalci yaklaşımı benimseyen temsilcilerin ve Demokratların desteklediği, ulusalcı/Cumhuriyetçi kanattaki temsilcilerin ise bu tür şirketleri tehlikeli bulduğu da tartışılan konular arasında.

Trump’ın Google’a karşı başlatmış olduğu savaş hakkında Amerika basını ve kamuoyu “Davanın açılması iyi bir gelişme ancak bu davayı Trump yönetimi açmamalıydı”, “Trump kimi zaman iyi işler yapar ama yanlış nedenlerle yapar” gibi sözlerle davaya olan genel tutumlarını ifade ediyorlar. Bunlara ilaveten, Trump yönetimiyle “dijital imparator” Google arasındaki savaşın esasında çok daha öncesinden açılması gerekli olduğu de vurgulanıyor. Çünkü Google, Microsoft, Amazon gibi Amerika ekonomisinde büyük etkisi olan ve dolayısı ile sahibi olduğu güçle beraber global veri akışını ve iletişimi kontrol eden “imparatorlukların” yalnızca Amerika değil tüm dünya için tehlike arz ettiği düşünülüyor. Bu düşüncelerden dolayı Trump muhalifi olan seçmenlerin de bu davayı desteklediği belirtiliyor. Trump yönetiminin bu adımla, muhalif seçmenleri de tarafına çekme amacında olabileceği değerlendiriliyor.

Amerika’deki siyaset bilimciler, hukukçular ve analistler, bu tür davaların diğer teknoloji devlerinin aleyhine de açılabileceğini düşünüyor. Özellikle Facebook ve Twitter gibi devasa ekonomik büyüklüğe sahip sosyal ağ platformlarının bu tür davalarda bir sonraki hedef olabileceğine dikkat çekiliyor. Bu konu da, 2018 senesindeki Facebook ve Cambridge Analytica veri skandalının ortaya çıkması sonucu Facebook’a Amerika mahkemeleri tarafından dava açıldığını da hatırlatmak gerekir.

Google, Facebook ve Twitter gibi dijital platformların sahibi olduğu global ekonomik güçle beraber global veri akışını ve iletişimi kontrol etmeleri, pek çok devlet tarafından tehdit olarak telakki ediliyor. Kendilerini devletlerden üstün ve görece kuvvetli gören bu tip dijital imparatorluklar, devletlerin taleplerini de görmezden gelebilmekte ve her çeşit yerel hukuki düzenlemeyi de yok sayabilmekteler. Amerika söz gelimide olduğu gibi, Google, Facebook ve Twitter firmalarına yönelik atılacak hukuki adımların gelecekte daha da artacağı ve ulusal güvenlik gibi kritik konuların ihlaline yönelik tehlikelerin ortaya çıkmasıyla diğer devletlerin de bu savaşa dahil olabileceği değerlendiriliyor.